29 Eylül 2010 Çarşamba

KENDİME YENİ BİR BEN LAZIM DİYENLERE...

Uzun bir süredir hiçbir şey yapmak gelmiyorsa içinizden bir şeyler ters gidiyor demektir.
Ya da keyif veren şeyler azaldıysa hayatınızda yeni bir dönüm noktasına geldiğinizi işaret eder bu belirtiler.

Her kapatılan kahve fincanında hep aynı şeyi dilersiniz ya, ya da uykuya dalmadan önce edilen duaların başında gelen o dilek, hani olursa sizi heyecandan duvardan duvara çarpacak olan… İşte o bile artık sizin kılınızı kıpırdatamıyorsa bir dokunuşa ihtiyacınız var demektir. Sihirli bir dokunuşa…
Sizi mezarınızdan kaldırıp diriltecek güçte bir dokunuşa.

Bazen olur ya uzak bir sahil kasabasına gitmek istersiniz herkesten gizli. Oysa zaten bir sahil kasabasında alıyorsunuzdur soluğunuzu. Olsun. Ama uzak olsun. Hani uzun bir süre geri dönmek istemezsiniz belki de hiçbir zaman istemezsiniz, olur ya…

Gitmekle kalmak arasına sıkışan siz...
Gitmemezlik yapamazsınız ama sonra gelmemezlik de olmaz dedirten bir karmaşayla sıkışıp kalırsınız bu gelgitlere.

Geldiğiniz yerde ki siz gittiğiniz yerde ki size benzer mi hiç?

Kendime yeni bir ben lazım diyenlere…
Sihriniz bol olsun…
Keyfiniz de

7 Eylül 2010 Salı

KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN İNSAN

“Jaguar diyince insanların aklına bir araba markasının gelmesi, gerçek bir jaguarın umurunda değildir. Çünkü jaguarların imaj kaygısı yoktur.”

Bir sosyal paylaşım sitesinde, Eyvah Necdet karakteri adına açılmış bir hesaptan alınmış cümleler bunlar. Okuduğumda yüzümde beliren bir gülümsemeyle birlikte hafif bir rahatsızlık barındı hücrelerimde. Birazdan geleceğim bu rahatsızlık mevzuna.

Eyvah Necdet’i bilmeyen yoktur. Bir zamanların unutulmaz dizisi, “Bir Demet Tiyatro”da mahallenin bıçkın delikanlısı Mükremin Çıtır’la, herkesin sabrını zorlayan Laz bakkal amcayla, algılarına müebbet hapis cezası verilmiş saf Telviye teyzeyle, Mükremin aşığı Feriştahla, tıfıl Fıdılla ve nice başarılı karakterle birlikte yer almıştır, hayvan sever Eyvah Necdet. Hayvanlarla ilgili bu tarz garip ama düşündürücü sözleriyle hatırlanır Necdet.

Kısa bir hatırlatmadan sonra, bana rahatsızlık veren jaguar mevzuna gelelim.
Bu aralar sanki emniyet teşkilatında, sorguda çalışan bir polis memuru gibi hissediyorum kendimi. Ruhumda var olan irdeleme gücüm katbekat artmakta. Sorgu sual arttıkça da hem zihin yoruluyor hem de daha bi’ depresif oluyor insan. Bir de sorgulanan kişi kendinsen ve aynı zamanda da sıkı bir sorgucuysan yandın. “Ne kadar az şey bilirsen o kadar mutlusun,”sözü gerçekten doğruluyor kendini bu durumda.

Rahatsız bir insan olarak, Jaguarla ilgili bu yazıyı okuduğumda da, bi’ sıkıntı kapladı içimi. Çevreme bakındım ama önce kendime baktım. Ben de bile bir imaj kaygısının var olduğunun farkına vardım.”Ben bile” derken, “Önce kendin ol kardeşim. Yaftalama kendini, kimseyi. Medyanın bizim için uydurduğu tüketim kandırmacasına düşme” diye martaval okuyan “ben”i kastettim.

Bu konuyla dolaylı olarak bağlantısı olan, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidinden bahsedeceğim biraz. Hümanist psikolojinin kurucularından olan Maslow, bireyin kişilik gelişiminde, piramidin alt kısmında temel gereksinimleri, üst kısmında ise üst düzey gereksinimleri olduğunu söyler.



Kişilik kategorileri kendi aralarında bir dizilim oluştururlar ve her ihtiyaç kategorisine bir kişilik gelişme düzeyi karşılık gelir. Birey, bir kategorideki ihtiyaçları tam olarak gideremeden bir üst düzeydeki ihtiyaç kategorisine, dolayısıyla kişilik gelişme düzeyine geçemez. Lakin Maslow amcamızın bu kuralı her zaman ve her insanda aynı işlemez. Aslında dönüp çevremize baktığımız zaman pek az “kendini gerçekleştirmiş” yani bu piramidin hepsini yemiş yutmuş, sonra bir bütün olarak çıkarıp kendi hayatına monte edebilmiş insan görüyoruz. Sonra da dönüp “Hayır, bu da mı insan? Bu insansa diğerleri nedir? “ diye garip monologlar kuruyoruz içimizde.

Bir başka deyişle, gerçek bir jaguar edasıyla, imaj kaygısı gütmeden nefesini alabilen, gereksiz egolarından sıyrılmış yahut bu egoları olumlu aktivitelerle kimseye zarar vermeden, gidermiş canlıya kendini gerçekleştirmiş insan diyoruz. Bu durumda, jaguarlar da mı kendini gerçekleştirmiş canlı kategorisinde yer alıyorlar diye sormayın sakın yoksa mevzu uzar, araştırma büyür ve toparlanması imkânsız saçma bir hal alır. Neyse…

Modern dünyanın, doğallığı yok eden, modern bir maskesi bu imaj dediğimiz şey. Boyalı kişiliklerden ibaret hemen hemen herkes, kendimiz bile. Sahip olduğumuz blackberry, eğlenmek için gittiğimiz şehrin en popüler mekânı, jaguar marka arabamız, alışveriş yaptığımız markalar bizim imajımız. O elbiseler içinde ki yüreğimizin, fikrimizin, ruhumuzun kimse farkında değil. Farkında olan da zaten 3-5 kişi.

Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine inat, bizler daha tamamlayamadan genel ihtiyaçlarımızı, hayat standardımızı daha yükseklere çıkarmak için, doğamızdan uzaklaştırılıyoruz. Bilinç düzeyini yüksek tutmak gerek yoksa imaj kaygımız hep güncel kalacak.

Kendim gibi olduğum zamanları özlüyorum bazen. Bu farkındalığın sunmuş olduğu bir başkalaşım ya da mecbur kıldığı. Su boyumuzu aşmadan, ayaklarımızın yeniden toprağı hissetmesi gerek!



Elif Şafak’tan, Şems’in 23. kuralı der ki…

… Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil!

3 Eylül 2010 Cuma

AŞK ŞERİATI

Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani diye sorma!
Ayrımlar ayrımları doğurur.
Aşk'ın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır, hasretinde…

Elif Şafak

Elif Şafak'ın “Aşk” adlı romanından bir alıntı… Tam 1 sene önce, tüm cümlelerini zihnime kazıyarak okuduğum ve o kitapla geçirdiğim dakikaların sona ermesini geciktirmek için, kitabı her elime alışımda sadece birkaç sayfasını okuyup bıraktığım, sonra gözlerimi kapatıp, o cümlelerin zihnimde ki dans edişlerine eşlik ettiğim kitap… Önceleri ben de herkes gibi gerçekten, Şems-i Tebriz'in kurallarından biri olduğunu sanıyordum bu cümlelerin lakin birkaç google araştırmasından sonra Elif Şafak'ın çeşitli Sufi kaynaklardan devşirip kitaba yerleştirdiğini öğrendim bu 40 kuralı. Ama sonuç başarılı, bu değerleri bize anımsatıp, bu denli güzel bir anlatımla yüreğimize işlediği için teşekkürler Elif Hanım'a.


Yürümek kafidir... belki de durup beklemek de yeter...
Yeter ki zarar vermeden barınsın bünyede, gidecekse de aşkının şiddetine yenik düşüp, çelme takıp, kaçmadan...
Ne az hissettirsin aşkı, ne de gereğinden çokkk !
Herşey kararında olsun dileğim...

Elvan Karanfil


ARTniyetli,HOŞ BEŞ NİYETLİ,İYİ NİYETLİ HAYALLER...


* 12 Eylül Referandumundan hayır çıksın istiyorum.

* Mümkünse yılın 7 ayını ilkbahar, 3 ayını sonbahar ve 2 ayını da kış mevsimi olarak geçirmek istiyorum.

* Alaçatı'da, geçen seneye kadar surf okullarının dizinin dibinde olan Babylon'un, yine orada olmasını istemekle kalmayıp, orada daimi bir bohem hayatı geçirme hayalleri içindeyim.Her gün,minderlerin üzerinde, gün batımını denizin mavisiyle birleştirip bu huzuru Cafe Del Mar ve Loung müzikle şereflendirmek istiyorum. Ayrıca elimde de hiç bitmeyen bir Mojito bardağı olsun istiyorum.


* Arkadaşım, kardeşim Recep'in öğretmen olmasını istiyorum ama atanıp gitsin istemiyorum.

* Lemur hayvanım olsun istiyorum.Onu besleyip büyütmek, yemeyip yedirmek, giymeyip giydirmek, ayağımda sallayıp uyutmak istiyorum.O benim çocuğum olsun istiyorum.

* Elimde fotoğraf makinem, kulağımda müziğim, sabahtan akşama yürüyüp, fotoğraf çekmek istiyorum. (Mümkünse bayıltan sıcaklar geçince!)

* Biri bana artık dur desin istiyorum.Yoksa bu kadar fevkaladenin fevkinde hayal bünyeme ağır gelebilir. Balatalarımı yakıp dengemi bozup beni savurabilir.

* BİTTİ